Yeni Sayfa 1
MEB.GOV.TR  06.01.2009 23:06:15

MENU02

 


Adres

Eski Ömerli Mh.

Alpaslan Türkeş Bulvarı  No:81 TARSUS

Tlf : 0(324) 614 17 44

Fax: 0(324) 614 17 45


 

E-Mail

bilgi@tarsusram.gov.tr

MSN

tarsusram@hotmail.com


 
 

 
Online Ziyaretçi
 13
Sayfa Gösterimi
 282676
IP Numaranız
 38.103.63.59

 

..::Mesaj Panosu

>>Mesaj Ekle>>>><

  ..::Mesajlar Özet::..

»

ÇOK GÜZEL OLMUŞ
11.07.2008 23:42:21

»

Özel Eğitim İçin Teşekkür
11.07.2008 23:41:02

»

hakkariram
10.07.2007 16:11:52

»

SİTE
11.05.2007 18:06:34

»

HAYIRLI OLSUN
11.05.2007 17:52:43
  Mesajlar Sayfası »

ÖNEMLİ LİNKLER

Özel Eğitim Gn.Md.

Rehberlik Portalı

Memurlar.Net

Eğitim Sitem.Com

Rehberlik Web

Çocuk Gelişimi

Kendini Geliştir

 

Site yenileme çalışmalarından dolayı mesajlar bölümüne bilgi girişi yapılamayacaktır.

 

Mersin İl MEM Telefon Zinciri

Tarsus İlçe MEM Telefon Zinciri

 Arama Motoru  

Yazılar

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10


Kişilik: Kuramları, Gelişimi ve Ölçümü

 

  Bir kişiyi başkalarından farklı kılan düşünce, duygu ve davranış özelliklerinin tümüne kişilik adı verilir. Bu ayırdedici özelliklerin içeriğinde alışkanlıklar, algılamalar, davranış tarzları, olaylara ve çevreye bakış açıları yer alır. Kişiliğin yaşanılan toplumun sosyo-kültürel değerlerin yorumu ile, bu yorumun kişi tarafından değerlendiriliş biçimiyle doğrudan doğruya bir ilişkisi vardır. Tanımdan da anlaşılacağı gibi, kişilik olgusunu ve ilgili konuları tek boyutlu kavramlar olarak anlamak, irdelemek ve değerlendirmek mümkün değil. Bunun yerine, kişilik kavramını birçok bağlantılı parçası olan bir yap-boz resmi gibi düşünmek daha doğru olur. Parçalardan birinde yapılacak bir değişiklik, resmin bütününü fark edilebilir ölçüde değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda resmin üzerinde yer aldığı zeminle uyumunu da etkiler.

Yap-bozun özelliklerinin gelişim süreçlerinin anlaşılması amacını güden kuramların bir kısmını özetlemek, bu özelliklerin ölçülmesi ve söz konusu ölçümlerin sonuçlarının bireyin kendisi ve toplumun bütünü için işe yarar bir veri tabanı olarak nasıl değerlendirilebileceği konusunda önerilerde bulunmak gibi oldukça zorlu bir işe girişildi bu makaleyle. Makalenin hedef aldığı kitlenin eğitim kurumlarında çalışanlar ve anne-babalar olması nedeniyle, bu yazıdaki vurgu, çocuklarda kişilik gelişimi, çocukların kişilik özelliklerinin ölçümü ve elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi konuları üzerinde olacak.

Yap-Bozun Parçaları

Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Başkaları sizi nasıl tanımlar? Sizi siz yapan, sizi başkalarından ayıran özellikleriniz neler? Öfkelendiğinizde, aşık olduğunuzda, üzüldüğünüzde, zor durumda kaldığınızda, sevindiğinizde, utandığınızda, yorulduğunuzda, pişman olduğunuzda, kendinizle gurur duyduğunuzda, korktuğunuzda nasıl davranırsınız? Verdiğiniz tepkilerin istisnaları var mı? İşte bütün bu soruların cevapları, kişiliğinizde saklı. Dolayısıyla kişilik, bireyin “kim” olduğunu açıklar; yani belirli durumlarda neyi, nasıl yapacağını, çevresinde olup bitenleri nasıl değerlendireceğini, hayatında karşılaşacağı değişik olaylara nasıl tepkiler vereceğini ve değişik insanlarla kuracağı ilişkilerin doğasını açıklayabilir. Böyle düşünüldüğünde, hem bireyin kendi kişilik özelliklerini bilmesinin hem de çevresindekilerin bu konuda bilgi sahibi olmasının, söz konusu bireyin verimliliğinin arttırılması, kendisine uygun seçimler yapmasında yardımcı olunabilmesi ve güçlü yanlarının desteklenerek geliştirilmesi gereken özelliklerinin belirlenebilmesi açısından önemi daha açık hale geliyor.

Yap-Boz Parçalarının Gelişimi

           Kişilik özelliklerine ilişkin sağlam ve sağlıklı bilgi sahibi olmak, söz konusu olan henüz gelişimini tamamlamamış bireyler olunca, daha da büyük bir önem kazanıyor.  Bazı kuramcılara göre çocuğun gelişim sürecinde kronolojik olarak giderek esnekliğini yitiren, değişime zaman içerisinde yavaş yavaş daha kapalı hale gelen bir kişilik yapısı söz konusu olabiliyor. Yani bu kuramcılara göre çocuğun kişilik özellikleri henüz gelişirken müdahale etmek mümkün olabilirken, hayatın daha sonraki aşamalarında yapılmak istenen müdahalenin etkisi giderek azalıyor.

            Örneğin, Freud’un Psikoanalitik Kuramı’na göre kişiliğin temel taşları, hayatın ilk 5 yılında oluşur, daha sonra oluşan bu özelliklerin değiştirilmesi çok zorlaşır; ancak bu temel yapı taşlarının üzerine daha sonraki yıllarda gelen “ince ayarlarda” bir değişiklik yapmak mümkün olabilir.  Yine Bowlby ve Ainsworth’ün Bağlanma Kuramı’na göre de hayatın  ilk yıllarında bebeğin kendisine bakım veren kişiyle kurduğu ilişki, kişilik yapısının en temel belirleyicisidir. Bebek bu ilişkiyi kurmayı evrimsel olarak bilerek dünyaya gelir ve bu ilişki sayesinde öğrendiklerini kullanarak kendisiyle ve çevresindeki dünyayla ilgili bilgi sahibi olur, olaylarla ve insanlarla nasıl başa çıkılabileceğini öğrenir (Bowlby, 1969; Bretherton’den alınmıştır, 1992; Main, 1996’dan alınmıştır). Psikoanalitik Kuram’dan ve Bağlanma Kuramı’ndan daha sonra ortaya çıkan bilişsel-davranışçı yaklaşımda da erken çocukluk yaşantılarının kişilik gelişimi üzerindeki etkileri vurgulanır. Bu kurama göre normal kişilik özellikleri, çocuğun doğduğu andan itibaren çevresindeki olaylarla başa çıkmak için geliştirdiği, öğrendiği stratejilerdir (Şahin, 2003). Normal gelişim sürecinde çevresindeki olaylarla etkileşiminden bir takım inançlar (hipotezler/şemalar)geliştiren çocuklar, daha sonra dünyayı algılayışlarını ve geliştirdikleri stratejilerini bu şemalar üzerine oturturlar (Şahin, 2003).

            Diğer bazı kuramcılarsa, bir taraftan çocuğun yaşantılarının önemi konusunda yukarıda sözü edilen kuramcılarla hemfikirdirler, diğer taraftan bu yaşantıların çocuğun aile içindeki konumuna bağlı olarak belirlendiği görüşünü savunurlar. Örneğin başta Bowen olmak üzere bazı aile terapisi kuramcıları, çocuğun aileye kaçıncı çocuk olarak doğduğuna bağlı olarak, belirli kişilik özellikleri geliştirdiklerini önerirler (Nicholas ve Schwartz, 2001). Aynı şekilde Toman (1969; Nicholas ve Schwartz, 2001’den alınmıştır), klinik gözlemlerine dayanarak, çocuğun doğum sırasına bağlı olarak belirlediği 10 farklı çocuk kişilik profilinden söz eder.

Bir üçüncü grup kuramcı, kişiliğin belli bir yaştan sonra daha sabit bir hal aldığını hepten reddederek kişiliğin bütün bileşenlerinin yaşam boyunca değişik faktörlere bağlı olarak değişebildiği fikrini savunurlar. Örneğin Kenneth Gergen (1985, 1991; Nicholas ve Schwartz, 2001’den alınmıştır), çevremizdeki dünyayı anlamlandırmak için kullandığımız kelimelerin olayları algılayış tarzımızı ve dolayısıyla tepkilerimizi şekillendirdiği fikrini savunmuştur. Bu noktada, içinde yaşanılan kültürün ve sorgulamadan doğru kabul edilen değerlerin ve inançların kişilik gelişimine olan etkisinden söz eden Gergen (1991; Nicholas ve Schwartz, 2001’den alınmıştır), ilişkilerimizle sürekli değiştiğimizi, neyin gerçek ya da neyin doğru olduğuna ilişkilerimizi referans alarak karar verdiğimizi söylemiştir. Dolayısıyla Gergen’e (1991; Nicholas ve Schwartz, 2001’den alınmıştır) göre kişilik, birçok kuramcının savunduğu gibi erken çocukluk dönemindeki yaşantılar sayesinde değil, hayat boyu kurulan ilişkilerde, kelimeler kullanılarak aktarılan kavramlarla sürekli değişime açık bir olgudur.

Bütün bu kişilik gelişim modellerinin dışında, kişiliğin biyolojik ve genetik faktörlere bağlı olarak geliştiğini savunan kuramcılar da var. Örneğin Kagan (1989), bir kişilik özelliği olan çekingenliğin kişilerarası biyolojik farklılıklara bağlı olduğunu savunmaktadır. Bu şekilde düşünen kuramcılar, çocukların biyolojik ve genetik özelliklerinin belirlediği kişilik özelliklerine göre tepkiler vererek çevrelerini kendi özelliklerini daha sık ortaya çıkartacak şekilde değiştirdiklerini önerirler (örn. Seifer ve ark., 1996; Vaugh ve ark., 1992).

Yukarıda çok kısa özetler olarak aktarılan kuramlara dikkat edilirse, hepsinin ortak noktasının, kişilik özellikleri oluşurken insanın erken yaşlardaki yaşantılarına yaptıkları vurgu olduğu görülebilir. İster yaşantılar kişilik özelliklerini belirliyor olsun, ister biyolojik ve genetik faktörler, çocuk ve ergenlerin evdeki ve okuldaki yaşantılarının onları yaşam boyu etkileyecek birtakım kişilik özelliklerini geliştirmelerine vesile olduğu anlamına geliyor.

Kişilik Özellikleri Anlaşılabilir Mi?

            Kişilik araştırmaları ve ölçümleri psikolojide başlıbaşına bir alandır. Bu konuda çok ciddi araştırmalar yapılıyor ve bu bilimsel çalışmalarla değişik ölçüm araçları geliştiriliyor. Bu alanda geliştirilen ölçeklerin sonuçları, temel aldıkları kuramı yansıtır ve kuramın önerdiği kavram tanımlarına uygun bilgi toplamayı amaçlar. Ölçeklerin arasında ayrıca kişilik özelliklerini ortaya çıkartmayı amaçlayanlar ve psikopatoloji arayanlar olmak üzere de bir ayrım yapılması mümkündür. Kişilik özelliklerini ortaya çıkartmayı hedefleyen ölçekler, kişilik alanında ciddi bir sorun yaşamayan bireylerin kişilik özelliklerini betimlemeyi hedeflerler. Psikopatoloji tarayan ölçeklerse genellikle klinik amaçlı kullanılırlar ve kişide bir psikopatoloji olduğu varsayımından hareket ederler. Dolayısıyla, kişilik alanında herhangi bir problem yaşamayan biri bu testleri alırsa, ölçeğin doğasına bağlı olarak, daha baskın kişilik özelliklerinin bir psikopatolojiye işaret ederek sonuçları değerlendiren profesyoneli yanıltma olasılığı vardır.

Türkiye’deki Durum Nasıl?

            Ülkemizde ölçek geliştirme konusunda genel bir yetersizlik var. Bu durum, kişilik ölçekleri için de geçerli. Bunun yerine, yurt dışında geliştirilmiş olan ölçeklerin ülkemizde de kullanıma hazır hale getirilmesi konusunda çalışmalar yapılıyor. Yurt dışında geliştirilmiş olan ölçeklerin Türkiye’de uygulamaya sokulabilmesi için, ideal koşullarda, çok ciddi bilimsel çalışmalar yapılması gerekiyor. Ölçekleri sadece orijinal dillerinden Türkçe’ye çevirmek yeterli olmuyor, aynı zamanda çevrilen maddelerin madde analizlerinin yapılması, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılması ve Türk kültürüne uyarlanmaları gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye’de uygulanan birçok ölçek, bu çalışmalardan geçmeden önce piyasaya çıkıyor ya da çalışmalarda gerekli bilimsel ve istatistiksel özen gösterilmediği için, ölçek sonuçlarının geçerliği ve güvenirliği bilimsel standartlara uygun olmuyor.

            Ülkemizde ölçeklerle ilgili bir diğer sorunsa, ölçümlerin raporlarının ya hazırlanmaması ya da işe yarar bilgilerin raporlara dahil edilmemesi. Oysa ölçme işinin bütün amacı, belli bir konuda bilgi toplamak ve o bilgiyi kullanılır bir hale getirmektir. Sonuç olarak, sözü edilen sonuçların ölçeği alan kişileri ve onlarla çalışan profesyonelleri yanlış yönlendirme olasılıkları çok artıyor. Bu nedenle, ülkemizdeki ölçek uygulamaları değerlendirilirken, hangi ölçeğin kullanıldığına, hangi amaçla kullanıldığına ve ölçeğin özelliklerine dikkat edilmesi çok önemli bir gereklilik halini alıyor.

Genel olarak klinik alanda kullanılan ölçeklerin eğitim alanında kullanılan ölçeklerle karşılaştırıldığında bilimsel kriterlere daha uygun hazırlanmış olduklarını söylemek mümkün. Oysa eğitim alanında kullanılan ölçeklerden elde edilen bilgiler, en az klinik alanda ihtiyaç duyulan bilgiler kadar önemli. Bu noktada, aslında uzun zamandır ihmal ettiğimiz toplumsal bir sorumluluğu hatırlamamızda fayda var. Hepimiz kendimiz ve çocuklarımızın hayatını bu kadar doğrudan ilgilendiren konularda bilgili ve bilinçli olmak zorundayız. Bu doğrultuda, edindiğimiz bilgilerin mümkün olduğunca doğru olduğundan emin olmak da bizim sorumluluğumuzda.

Kaynaklar

Bretherton, I. (1985). Attachment theory: Retrospect and prospect. Monographs of the Society for Research in Child Development, 50, (1-2 seri numarası 209), 3-35.

Kagan, J. (1989). Unstable Ideas: Temperament, Cognition, and Self. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Main, M. (1996). Introduction to the special section on attachment and psychopathology: 2. overview of the field of attachment. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 64(2), 237-243.

Nicholas M.P. ve Schwartz, R.C. (2001). Family Therapy: Concepts and Methods. (5. baskı). Boston: Allyn and Bacon.

Seifer, R., Schiller, M., Sameroff, A. J., Resnick, S. & Riordan, K. (1996). Attachment, maternal sensitivity, and infant temperament during the first year of life. Develomental Psychology, 32, 12-25.

Şahin, N.H. (2003). Kişilik bozukluklarında bilişsel-davranışçı terapiler. Bilişsel-Davranışçı Terapiler. I. Savaşır, G. Soygüt, E. Kabakçı (Editörler). Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Vaughn, B. E., Stevenson-Hinde, J., Waters, E., Kotsafis, A., et al. (1992). Attachment security and temperament in infancy and early childhood: Some conceptual clarifications. Developmental Psychology, 28, 463-473.

 Uzm.Klinik Psikolog Benek Altaylı

Yazılar

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

 

  Hava Durumu Yeni Sayfa 1

Site içi www

Site yenileme çalışmalarımızdan dolayı bazı dosyalar güncellenmemektedir.

 

..::Son Haberler

*TARSUS HABERLERİ

 MERSIN

Meteor.Gov.TR

       

Yeni Sayfa 1
 

Copyright: ME

Site Tasarımı: Mustafa ERDOĞAN - İçeriği Web Komisyonu