|
MENU02
|
Duygusal Zeka ve Özgüven
Hepimiz
hayatımızın değişik dönemlerinde kendimize olan güvenimizi çeşitli
nedenlerle kaybedip, kendimizi yetersiz hissederek kumandayı kadere
bırakmayı tercih ederiz. Oysaki kader diye bildiğimiz olgu, biz elimizden
geleni yapmadıkça tesadüf vakalar dışında- hiç de bizden yana çıkmaz.
Kendisinin yetersizliğine inanan bir kişi başarısızlıkları yoğun bir biçimde
hisseder, ama ilginçtir ki başına gelenleri değiştirme gücüne sahip olduğuna
inanmasını sağlayacak adımı atmaz. Günlük hayatta; herhangi bir sorumluluk
aldığımızda yapabildiğimizin en iyisini sergilemeyi, aksi durumlara yaratıcı
ve akılcı çözümler getirebilmeyi, aşağılık duygusunun elimizi kolumuzu
bağlamamasını, iş ortamında bulunduğumuz toplantılarda fikirlerimizi açıkça
ortaya koyabilmeyi ve bu fikirleri açıkça herkese karşı savunabilmeyi ne
kadar da çok isteriz. Fakat bazen, sanki bir şeyler sesimizi keser;
beğenilmemek korkusu, dışlanma kaygısı, süregelen düzene boyun eğmişlik ya
da yoğun bir yetersizlik hissi, vs. gibi olumsuz öngörüler duygu ve
düşüncelerimizi pek az açmamıza ya da hiç açmamamıza neden olur. Öz güveni
yeterli düzeyde gelişmemiş olan kişiler kendilerine verilen bir görevi
yerine getiremeyeceklerine inanırlar. Bu sebeple, başarısızlık sonrası
oluşacak doğal mahcubiyet duygusunu yaşamamak için bu çeşit riskli
durumlardan sürekli uzak dururlar. Böyle bir durumda, yüzleşilmesi gereken
sorun özgüven eksikliğinin üstesinden nasıl gelineceğidir. Ancak bu sorunu
çözebildiğimizde daha mutlu yaşayabilir ve hayatın tadını daha fazla
çıkarabiliriz. Özgüven, Duygusal Zekânın alt başlıklarından olan özbilincin
önemli bir bileşenidir ki bu bakımdan kişinin özdeğer ve yetenekleri
konusunda sağlam bir anlayışa sahip olmasını gerektirir. Özgüveni yüksek
olan bir birey kendi yeteneklerine güvenir, hayatını kendi istekleri
doğrultusunda kontrol edebileceğine ve gerçekçi hedefler belirleyebildiği
müddetçe bu hedeflere ulaşabilmesinin mümkün olduğuna inanır. Şimdiye kadar
yapılan araştırmalarda birbirlerini tamamlayan iki çeşit özgüvenden
bahsedilmektedir. Bunlardan birincisi iç, diğeri dış özgüvendir. İç özgüven,
kendimizle ilgili hissettiğimiz memnuniyet ve kendimize dair inancımız, dış
özgüven ise dışarıya kendimiz hakkında verdiğimiz görüntü ve insanlarla olan
iletişimlerimizde farklı duygularımızı ifade edebilme becerimizle ilgilidir.
Özgüven hayatımız boyunca beraber olduğumuz insanlarla ve yaşadığımız
olaylarla gelişir. Bu konuda çocukluk çağında yaşadığımız deneyimler temel
özgüvenimizin şekillenmesi bakımından büyük önem taşır. Bu dönemde
kazandığımız başarılar ya da yaşadığımız başarısız deneyimler ve yakın
çevremizde bulunan kişilerin (aile bireyleri, öğretmenler, arkadaşlar, vb.)
bu durumlarda verdiği tepkiler kendimize olan güvenimizin gelişmesine ve
kendimizle ilgili geliştirdiğimiz özdeğer duygusunun artmasına önemli ölçüde
katkıda bulunur. Sağlıklı özgüven geliştirebilmiş bir birey ile özgüveni
düşük bir bireyin yaşamış oldukları çocukluk deneyimleri arasında farklar
gözlenmiştir.
SAĞLIKLI ÖZGÜVEN
Başarılarından dolayı takdir edilmiş, övgüde bulunulmuş
İletişim kurulmuş ve aktif bir şekilde dinlenilmiş, sorunlarıyla
ilgilenilmiş
Saygıyla konuşulmuş, kişiliğine değer verilmiş
Sevgiyle sarılmış, ilgi görmüş
Katıldığı spor faaliyetlerinde ya da okulda başarılı olmuş
Güvenilir arkadaşlara sahip olmuş
DÜŞÜK ÖZGÜVEN
Olumsuz eleştirilere maruz kalmış
Azarlanmış, dayak yemiş
Aşağılanmış, horlanmış, küçük görülmüş
Her zaman mükemmel olması beklenilmiş
Spor faaliyetlerinde ya da okulda başarısız olmuş
Genel olarak insanlar kendilerini dış dünyadan gelen etkilerden koruyabilmek
amacıyla bazı varsayımlar ve bunlarla beslenen bazı düşünce yapıları
geliştirirler. Bu varsayımlardan bazıları zararlı, bazıları ise yapıcıdır.
Örneğin, geçmişte yaptığım hataların cezasını çekiyorum, bugün yaşadığım
olumsuz olayların sebebi budur gibi bir varsayım son derece zararlıdır.
Zararlı diye tabir edebileceğimiz tipteki varsayımlarımıza pirim vermek
öz-güvenimiz ve öz-değerimiz bakımından yıkıcı hatta yok edici düşünce
yapıları geliştirmemize sebep olur. Bu tarz yıkıcı düşünce yapılarından
bazıları şöyle sıralanabilir:
Olmuşken en iyisi olsun...
Bu bardağın yarısı boş...
Yenilmek ölmekten beter...
Ben kötüyüm/başarısızım/yetersizim...
Herşey kusursuz olmalı...
Herşeyin bir kuralı var...
Ben her zaman haksızım...
İltifat ediyorsun, gerçekten de öylemiyim!?
Oldu bir kere, artık düzelmez...
Diğer bütün duygusal zeka yetkinlikleri ve becerileri gibi özgüven de
doğuştan gelen bir özellik değildir. Eğitimle kazanılan bir yetkinliktir.
Ancak kişinin bu yetkinliği kazanabilmesi öncelikle bu güvensizliğin farkına
varmasıyla, yani sorunuyla ilgili olarak özbilinç geliştirebilmesiyle
mümkündür. Bu durumda özgüven kazanmak istediğimiz konuyu belirlemek,
değişmekle ilgili derin bir istek duymak, güvenimizi kazandığımız takdirde
meydana gelecek sonucu ve değişikliği hayal etmek en uygun seçenekler
olacaktır. Bütün bunların yanı sıra kendi olumsuz varsayımlarımızla
beslediğimiz yıkıcı düşünce yapılarımızı yenmek için bazı onarıcı teknikler
de var:
Güçlü yönlerimizi belirlemek ve onların üstünde daha çok durmak:
Denediğimiz her yeni şey için kendinize şans tanımalıyız. Önemli olan elde
edilen sonuç değil, bu yolda harcanan çabalardır. Bu yüzden kendimizi takdir
etmeyi bilmeliyiz.
Risk almak: Her yeni deneyime yeni bir öğrenme fırsatı olarak bakabilmek...
Asıl olan kazanmak yahut kaybetmek değil! Ancak bu şekilde yeni fırsatlarla
karşılaşabiliriz ve kendimizi olduğumuz gibi kabul edebiliriz. Aksi
takdirde, her fırsat açılmamış bir kutu olarak içimizde kalacak; dolayısıyla
doğrudan başarısızlıkla sonuçlanıp, kişisel gelişimimizi engelleyecektir.
İç konuşma yapmak: İç konuşma yaparak olumsuz varsayımlarımızla başa
çıkabiliriz. Kendimize haksızlık ettiğimiz bu durumlarda, dur bakalım, o
kadar da değil diyerek daha olumlu varsayımlar üretmeliyiz. Örneğin,
herhangi bir şeyin mükemmel olmasını beklediğimiz bir durumda, her şeyi
mükemmel yapamayacağımızı, önemli olanın elimizden geldiği kadarını en iyi
şekilde yapmaya çalışmak olduğunu kendimize hatırlamak harika bir fikirdir.
Kişisel değerlendirme yapmak: Kendimizi her şeyden ve herkesten bağımsız
olarak değerlendirebilmek... İçsel olarak kendimiz kendi davranışımız
hakkında ne düşünüyoruz? Bu tarz bir bakış açısı içsel olarak daha güçlü
hissetmemizi sağlayacak ve kişisel gücümüzü başkalarının ellerine teslim
etmemizi engelliyecektir.
Son Söz:
Yaşayacağımız hayat önümüzde duruyor. Kişiliğimizi değiştirebilmemiz mümkün
değil belki ama kendimizi gerçekleştirebilmek ve böylece hayattan daha çok
zevk almak yolunda özgüvenimizi geliştirebilmemiz mümkün. Bize gereken yakıt
cesaret. Tıpkı J. B. Conant’ın
bahsettiği kaplumbağa gibi başımızı saklandığımız yerden çıkartıp sevgiyle
ve cesaretle hayata dalmak. Kaplumbağalar başlarını dışarı çıkarmadan
ilerleyemezler.
Personal Excellence MAYIS 2004 sayısında yayımlanmıştır.
Dr. Seden TUYAN - Eray BECEREN
KAYNAKLAR:
http://www.kultur.k12.tr/sayfalar/lise/altsayfalar/rehberlik/rehb/ozguven.htm
, s.1.
http://www.couns.uiuc.edu/Brochures/self.htm , s. 3, copyright, 1996.
http://www.utexas.edu/student/cmhc/booklets/selfesteem/selfest.html ,
s.2-3, CMHC, 1999, updated, 2002.
http://www.duygusalzeka.net/
|
Hava Durumu
Yeni Sayfa 1
|